KOLEKSİYONA BAKIŞIMIZ

Yazan: Koleksiyon Avcısı
  Öncelikle herkese koca bir MERHABA demek istiyorum. Bana bu köşe teklif edildiğinde, her ne kadar içimi saran müthiş heyecanın yanı sıra , tüm bilgimi ve tecrübemi bu yazıya sığdırmak istesem de, bunun imkansız olduğunu biliyordum. Koleksiyonculuk, özellikle de antika eşya koleksiyonculuğu, yüksek ego gerektiren, heyecanlı bir iştir. Bunu herkes bilir bilmesine de, eşyalarla aramızda oluşan derin bağın farkına varabilen pek azdır. Çoğu zaman onları neden sakladığımızı bile düşünmeyiz. Bir düşünün bakalım, odanızda kim bilir neler saklıyorsunuz? Ya da özel eşyalarınız koyduğunuz kutuda, buzdolabının üzerinde, kitap aralarında, salondaki büfenin içinde... Bunların içinden hatıra olanları çıkarın, işte sizin karşınızda tümüyle size ait özel bir koleksiyon! 
   Egonuza gelince… Bir düşünün bakalım! Diyelim ki, eve gittiniz. Anneniz odanızı temizlemiş, ama, dağınıklığınıza kızıp, kitap aralarında, çekmecenizde ya da kutunuzda sakladığınız ne var ne yoksa hepsini atmış. O an ne düşünürsünüz? Seyrettiğiniz ama çok beğendiğiniz için sakladığınız filmleri kardeşiniz macera filmleri ile takas etmiş. ‘Otomatik Portakal’  DVD niz ‘Spiderman 3’ ile takas edilmiş. Sizi kızdıran işin yalnızca maddi tarafı mıdır, yoksa size ait olan bir şeyin yok edilmesi ya da yitirdiğiniz eşyayı yerinde bulamayışınız mı? Peki, bu eşyalar annenizden ya da kardeşinizden daha mı değerlidir? Cevabınız muhtemelen şöyle olacaktır:  Onlar her şeyden önce bana aitti ve benim için anlamları vardı. Aynı cümlede üst üste iki kez ‘ben’ sözcüğü! Ne denir, hoş geldin ego!  Merak etmeyin, bu o kadar da kötü bir şey sayılmaz aslında. İnsan olanın her duygusu güzeldir. Ancak bunu kültür, eğitim (bu noktada dikkatinizi çekmek isterim: öğrenim değil, eğitim!) ve erdem ile kontrol altında tutmak gerekir. Hayatın her alanında olması gereken bu durum koleksiyonculuk için de elzemdir. İşin güzel tarafı, bu beceri koleksiyonculukla gelişir. Daha doğrusu, her ikisi birbirini besler, büyütür. Evet, koleksiyonculuk sizi geliştirir, ama siz geliştikçe  koleksiyonunuz da gelişip serpilir; böylece, duygu ve bilgi bakımından geliştikçe, bu süreç karşılıklı beslenme biçiminde devam  eder gider. Ancak, burada bir ara verelim ve koleksiyon nedir, nasıl bir uğraşıdır, birlikte gözden geçirelim.
 
 
 
 
            Koleksiyon sözlük anlamıyla; öğrenme, yarar sağlama veya zevk amacıyla bir araya getirilmiş ve özelliklerine göre sınıflara ayrılmış nesneler bütünüdür. Toplayıcılık eylemi, neredeyse taş devrinden beri insanoğlunun genlerine işlemiş bir davranışken, koleksiyonculuğun hazinelerin tapınaklarda saklanmasıyla birlikte başladığı düşünülür. Aslına bakarsınız, kendilerini koleksiyoncu olarak tanımlayanlarla, yalnızca hoşuna gittiği için bir takım nesneleri biriktiren sıradan kişiler arasında bence kesinkes tarif edilebilecek bir fark yoktur.  Katıldığım bir paneldeki konuşmacıların, toplanan her eşyanın koleksiyon sayılamayacağını söyleyerek, kendilerini farklı gösterme çabasına o kadar bozulmuştum ki, kendi kendime şöyle dedim: “İşte, insanoğlunun toplayıcılıktan koleksiyonculuğa geçişini engelleyen tam da bu!” Evet, daha önce de belirttiğim gibi, ego yüksektir koleksiyoncularda.
            Dünyada koleksiyonculuk 16 yy. da, İngiliz aristokratlarının, kendi ülkelerine ait tarihi ve estetik objeleri biriktirmeye merak sarmasıyla başlamıştır. Keşifler çağında Avrupalı gezginler ve soylu sınıf, yeni topraklardan getirilen değerli taşları, fosilleri, sanat eserlerini, kısacası ilgiye değer buldukları her türlü nesneyi şatolarında ve saraylarındaki özel koleksiyonlarına katmaktan geri durmadılar.  İlk müzeler, bu zenginlikleri başkalarıyla paylaşma ihtiyacından doğdu.  1857’de Londra’da, 1863’te Viyana’da, 1882’de Paris’te ve 1897’de New York’ta ilk müzeler kuruldu. Sanayi Devrimi ile sınıfların gelişmesine paralel olarak,  koleksiyoncular ve koleksiyonlarda değişti. Pul koleksiyonculuğunu buna örnek gösterebiliriz.
            Koleksiyon çeşitlerini ‘listeli’ ve  ‘listesiz’ olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Listeliler, adından da anlaşılacağı gibi belli bir liste üzerinde yapılan koleksiyonlardır: Para, pul, milli piyango bileti, telefon kartı gibi. Listesizler ise neredeyse sınırsızdır: En çok bilinenleri antika ve resim koleksiyonlarıdır.
            Koleksiyon yapmak, daha doğrusu, topladıklarımızı koleksiyona dönüştürmek için öncelikle bir konu belirlemeliyiz. İlgimizi çeken, merak uyandıran, bizi heyecanlandıran bir konu olmalı bu elbette. Diyelim ki,  ben ‘magnet’ denilen şu mıknatıslı buzdolabı süslerini seçtim mesela. Daha sonra bütçe belirlemek gerekir. Seçtiğim nesne için her zaman para bulabilirim. Maddiyat, koleksiyonculuğun önemli bir boyutudur. Memur maaşıyla resim koleksiyonu yapılamaz söz gelimi. Koleksiyonumuzu biraz da özgünleştirelim. Diyelim ki, piyasada satılan Çin malı, turistik manzaralı binbir çeşit magnetin hepsini beğenmiyor, polyester dökümleri basit ve sıradan buluyorum örneğin. En çok da, güzel tasarımı olan, özel restoran magnetlerini seviyorum. Bunlar hiç olmazsa seri imalat ürünü, kopya, baskı ya da dökme değil, bir tasarımcının elinden çıkmış özel ürünler. Koleksiyonunuzu, belli bir sayıya ve olgunluğa eriştikten sonra paylaşabilmelisiniz. Ben bir kısmını buzdolabıma dizdim bile. Bir arkadaşım da aynını yapıyor. Bir restorandan istediklerimizi çift sayıda alıp,  takas ediyoruz. Bundan sonrası koleksiyonumla benim aramda, karşılıklı beslenmeye dayanan bir süreç.  Artık magnetin nasıl yapıldığını merak ediyorum. Ne tür malzemeler kullanılır, giyotin farkları nedir, puzzle magnet nasıl yapılır gibi sorulara karşılık buldukça, yavaş yavaş öğreniyorum.
            Koleksiyonun sözlük tanımında sınıflarına ayrılmış nesneler tanımı var. Sınıflama biraz konunuzla ilintili farklılık gösterebilir. Listeli koleksiyonlarda sınıflama kendiliğinden vardır. Daha yeni yapılmaya başlanan koleksiyonlarda (benim magnet koleksiyonum gibi) zamanla daha farklı sınıflar oluşabilir. Teknik olarak takvim magnet, puzzle magnet, düz magnet, farklı giyotinli magnet olarak ayırabilirim. Ya da restoranlar, ilaç firmaları, meşrubatlar, şehirler gibi konularına göre de ayırmak mümkün elbette. Şimdilik toplamaya devam ediyorum. Yatay ve dikey olarak sınıfladığımızı düşünürsek kesişme noktaları vardır. Örneğin ‘Asprin’ magnetim ilaç grubuna girebildiği gibi, takvim başlığı altında da yer alabiliyor. 
            En çok rastlanan sorulardan biri de koleksiyonumuza katmak istediğimiz bir nesneye nasıl fiyat belirlendiğidir.  Alıcı ile satıcının karşılıklı memnuniyeti her zaman sağlanamayabilir. Fiyat arz talep oranıdır ve bu sizin tecrübenizle gelişir. Bir malın ne sıklıkla bulunduğu, ne kadar talebi olduğu tartışmalı bir konudur. Tecrübelerle öğrenilir. Biraz evvel bahsettiğimiz yatay ve düşey kesişmede olduğu gibi bazı nesneler aynı anda bir kaç sınıfa ve koleksiyona dahil edilebilir. Bir örnekle açıklık getirelim: Söz gelimi,  İstanbul’un işgalinde Galata köprüsünde işgal askerleri fotoğrafı. Bu kartı İstanbul fotoğrafı toplayanlar aldığı gibi,  Kurtuluş savaşı koleksiyoncuları ve askeri malzeme koleksiyoncuları da alır. Bir fotoğraf üç farklı koleksiyona dahil olabilir. Üstelik ikişer koleksiyoncunun ilgilendiğini düşünürsek, bu, tek bir karta aynı anda altı kişinin alıcı olması demektir. Henüz alacağınız malın fiyatını kestiremeyecek durumda iseniz bence o malı almak için biraz daha bekleyin. Sabır erdemdir. Size kazandırır.  Koleksiyoncular hiç tanımadıkları bir dükkandan alışveriş yaparken her zaman korkarlar. O yüzden ya tanıdıkları yerleri tercih ederler veya müzayedeleri güvenli bulurlar. Yüzde yüz güvenlik hiçbir zaman yoktur. İlerdeki yazılarımızda bu konuya ayrıntılı olarak değineceğiz. Şimdilik genel konular çerçevesinde kalalım.
            Dünyada koleksiyoncuların dernekleri de var. Bizde henüz böyle bir girişim yok. Şu an filateli ve nümizmatik (pul ve para koleksiyonculuğu) derneklerimiz var. Birde Collection Club adıyla faaliyet gösteren ve tüm koleksiyoncuları kapsayan bir dernek zaman zaman sergiler ve seminerler düzenliyor. Aynı zamanda çıkardıkları bir dergi de var. Büyük şehirlerdeki gazete bayilerinde bulabilirsiniz. İkinci el nüshalarını ise sahaflardan ve gittigidiyor.com sitesinden temin edebilirsiniz. Her sayılarında değişik koleksiyonlar hakkında yazılar çıkıyor.  Ancak uluslararası düzeydeki derneklerin, her konuda ve binlerce kişiden oluşan üyeleri  var. Örneğin Kinder Surprise oyuncakları koleksiyoncusunun Almanya’da 5000 kişi olduğu söyleniyor. Lütfen internet kullanıcısı iseniz yazacağım linki not alın ve bir bakın. Dünyada Kinder Surprise etkinlikleri ve klüpleri ile ilgili kaç link var, bir göz atın. Şaşıracaksınız. http://www.angelfire.com/ks/nzkinder/links.htm  
            Koleksiyon yapıyorsanız veya başlamayı düşünüyorsanız konunuzla ilgili katalogları da temin etmeniz gerekir. Kitap kataloglar çok önemlidir. Konularında uzman kişilerin yıllarını vererek hazırladığı bu kitaplar sizin hızla ilerlemenizi sağlar. En büyük problemlerden biri ise, Türkçe hazırlanmış referans kitaplarının sayıca çok az olmasıdır. Bu konuda şu an yapabileceğimiz bir şey yok ne yazık ki. Ayrıca, kitap fiyatları da oldukça yüksek. Ama emin olun ödediğiniz fiyata değer. Bilgi size her zaman kazandırır. İnsanlar dükkan sahiplerinin uzman olduğunu düşünür. Maalesef uzman değillerdir. Bilginizle koleksiyonunuza katacağınız kelepir bir parçanın, bu kitaba verdiğiniz parayı katbekat çıkaracağınızdan şüpheniz olmasın.
            Bizdeki en büyük eksiklerden biri de özgün bir kütüphanenin olmayışıdır. Karma kütüphaneler artık günümüzde yeterli değildir. Bizler  Ayvalık’ta bit pazarını kurduk. Daha evvel iki müzayede gerçekleştirdik. Sıradaki projelerimiz arasında dernek ve kütüphane de var. İnşallah o günleri de göreceğiz. Türkiye’de bir ilk olacak ve tüm koleksiyoncular buraya kütüphanemizi görmeye gelecek. Yerli ya da yabancı çok pahalı koleksiyon kitaplarını zaman içinde kütüphanemize alacağız. Yeni başlayanlar dernek görevlileri ve kütüphanemiz sayesinde hızla ilerleyecekler. Büyük bir maddi külfetten kurtulacaklar. Daha evvel başka gazetelerde açıkladığımız Ayvalık ‘Antikanın Başkenti’ olacak ve iddiamızın da temel taşını oluşturacak. Bilgi herşeyden önemlidir. Tüm uygarlıklar sanat ve kültürleri ile ayakta kalırlar. Bizde Ayvalık Antika Başkentini bunun üzerine inşa edeceğiz.
            Katıldığım panelde konuşmacılar ve dinleyiciler arasında tartışılan bir kaç konu beni oldukça düşündürdü. Birincisi Collection Dergisi ve derneğin başkanı Şerif Antepli’nin, “derneğimize para kazanma amaçlı kaydolan üyeleri atıyoruz” biçimindeki açıklaması oldu. Koleksiyoncu ve satıcı aslında ayrılamaz bir bütündür. Koleksiyoncular sürekli olarak (amiyane tabiriyle) ‘kazıklanma’ korkusu yaşarlar. Satıcılar da koleksiyoncuyu yolunacak kaz gibi görürler hep. Aslında birbirlerine ihtiyaçları vardır. Tüm insan ilişkilerinde olduğu gibi bu karşılıklı ilişkide bir denge ve ayar tutturmak   her zaman mümkündür. Bir dernek başkanının tüm esnafı bu şekilde kötülemesi, beni epeyce düşündürdü doğrusu. Çünkü satıcıların birçoğu koleksiyonculuktan esnaflığa geçmişlerdir. Bazı dernekler düzenledikleri müzayedelelerle koleksiyoncular arasında takasları gerçekleştirirler. Piyasayı belirleyen etmenlerden biri de budur. Bir derneğe üye olurken oradan maddi olarak faydalanmayı düşünmek ayıp değildir. Aksine, bunu düzene sokarak iki tarafı da memnun edecek bir şekle sokmak başkanın görevidir. Güçlü bir derneğin piyasayı düzenlemekten kaçınması, sadece sergilerle bu işi sevdirme çabası çok da anlamlı değildir.
Bu yazımı okuyan dernek üyeleri bana kızacaktır belki, ama Türkiye’de koleksiyonculuğun durumu da ortada. Bu işe başlayanların en büyük sorunu, işi öğrenene kadar yüksek fiyattan nadir olmayan ürünlerle koleksiyonlarını doldurmaları değil mi zaten? Güvenilir bir kuruma ihtiyaç duydukları gün gibi aşikar.  
            Koleksiyonunuzu nasıl zenginleştirirsiniz? Bunun birçok yolu var. Konunuza göre dükkanları gezebilirsiniz. Bit pazarları ucuzdur ve her zaman avlanmaya müsaittir. Müzayedeler bazen pahalıdır ama oralarda da, konunuza göre seçme şansınız daha  fazladır. Üstelik ücretsiz ekspertiz servisi de verilir. Fazla mallarınızı da burada aracılar vasıtasıyla satabilirsiniz. Bir de çağımızın olayı internet var. Çok güzel siteler mevcut. Ben onlara modern bit pazarları diyorum. İnternette de iki tür alışveriş yapabilirsiniz. Müzayede usulü ve perakende alışveriş. Yine kendi parçalarınızdan fazla olanları burada satabilirsiniz. İlerdeki yazılarımda tüm bu alışverişlere dair kimi tüyolar da vereceğim, hem de vereceğim hiç bir kitapta yer almayan, çok özel tüyolar.  Avken bir anda avcı olabilirsiniz…
        Derneklere üye olduğunuzda veya aynı koleksiyonu yapan kimselerle arkadaşlık kurduğunuzda, takas imkanınız da doğar. Sizin ne topladığınızı bilirlerse bol bol da hediye gelir. Yılbaşı, doğum günü gibi hediye alınacağı zamanlarda size hediye bulmak kolaydır; ayrıca sonuçtan çok  da memnun kalırsınız. Hatta size pahalı gelen bir parçayı söylerseniz, bir kaç dostunuz bir araya gelip onu sizin için satın alabilirler de…
            Koleksiyonculuğun bir diğer avantajı da, emekliliğinizde hiç sıkılmayacak olmanızdır. Gençleri ise kötü alışkanlıklardan uzak tutması bakımından yararlıdır. Koleksiyonculuk insanın ister istemez sosyalleşmesini de sağlar.  Ayrıca, çocuklarınız için faydalı bir yatırımdır. Doğru parçaları toplarsanız uzun vadede çok yüksek getiri sağlarsınız.
            İlk yazımızı, genel bir bakışla koleksiyon ve koleksiyonculuk konularına ayırdık. Her sayımızda ayrıntılara girerek sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz. Bit pazarlarından, müzayedelerden, yeni çıkan kataloglardan sizleri haberdar edeceğiz. Henüz toplayıcılıktan koleksiyona geçmediyseniz bile, korkmayın! Toplamaya devam edin. Onlar biriktikçe sizi çağıracak ve,  “Biz burada çoğaldık. Gel bizi düzene koy. Bizleri arkadaşlarına göster. Yanımıza gelmek isteyen yeni arkadaşlar var. Git onları bul, getir,” diye haber vereceklerdir.
            Zihninizde azıcık da olsa bir ışık yakabildiysek, ne mutlu bize. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere, bol şans!
08/09/2010 Gün Ortalama:33  Bugün 17 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:38.107.191.119